1. Haberler
  2. Türkiye
  3. CHP’den Maden İhalelerine Sert Eleştiri: Bir Haftada Yalova’nın İki Katından Fazla Toprak Şirketlere devredildi…

CHP’den Maden İhalelerine Sert Eleştiri: Bir Haftada Yalova’nın İki Katından Fazla Toprak Şirketlere devredildi…

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından gerçekleştirilen maden ihalelerine yönelik çarpıcı açıklamalarda bulundu. Rızvanoğlu, sadece ilk yedi günde Türkiye’nin 34 ilinde, 146 ruhsat sahasında, 162 bin hektardan fazla bir alanın, yani yaklaşık 227 bin futbol sahası büyüklüğünde toprağın hızla şirketlere devredildiğini vurguladı. Bu alanın, Yalova ilinin yüzölçümünün iki katından fazla olduğuna dikkat çeken Rızvanoğlu, iktidarın bu yaklaşımını “çevre sürgünü” olarak nitelendirdi ve vatandaşların doğduğu topraklardan koparılmaya zorlandığını dile getirdi. Kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu açıklamalar, ülkenin doğal kaynaklarının yönetimi ve çevre politikaları üzerindeki artan endişeleri bir kez daha gündeme taşıdı.

MAPEG’in Hızlandırılmış Maden İhale Süreçleri Mercek Altında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, MAPEG’in son dönemde yayımladığı maden ihalelerini ve bu ihalelerin doğa üzerindeki potansiyel tahribatını değerlendirdi. Rızvanoğlu, iktidarın ülkenin toprağına “tüketilecek ve yağmalanacak bir alan” gibi baktığını ileri sürerek, kararların bilimsel temellerden ve uzun vadeli planlamadan ziyade, kısa vadeli rant odaklı alındığını savundu. Bu durumun, ülkenin doğal varlıkları ve ekosistemleri için ciddi tehditler oluşturduğunu belirtti.

İlk Yedi Günde Büyük Bir Alanın Satışı: Rakamlar Ne Anlatıyor?

Rızvanoğlu’nun paylaştığı verilere göre, 7 Şubat’ta başlayan 317 numaralı ihale süreciyle birlikte, tek bir ihalede satışa çıkarılan alanın geçmişte bir yılda çıkarılan toplam alana eşit olduğu ortaya kondu. Bu ihale kapsamında 67 ilde, 485 ruhsat sahası ve toplam 548 bin 696 hektarlık bir alanın söz konusu olduğunu belirten Rızvanoğlu, şunları söyledi: “Neredeyse Nevşehir’in tamamına yakın bir alan. Bu ihalelerin satışları 25 Mart’ta başladı ve sadece ilk 7 günde 34 ilde, 146 ruhsat sahası, 162 bin hektardan fazla alan yani 227 bin futbol sahası büyüklüğünde toprak parça parça, hızla şirketlere devredildi. Sadece bir haftada Yalova’nın iki katından fazla alan satıldı.” Bu hızlı ve büyük ölçekli devirler, madencilik faaliyetlerinin ülkenin geniş coğrafyalarına yayılma hızını gözler önüne serdi.

Kurumsal Uyarılara Rağmen Artan Tahsisler: Resmi Raporlar Ne Diyor?

CHP’li Rızvanoğlu, devlet kurumlarının resmi raporlarında yer alan uyarıların iktidar tarafından göz ardı edildiğini de belirtti. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Ulusal Su Yönetimi raporlarına atıfta bulunarak, bu kurumların endişelerini dile getirdiğini aktardı:
“Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, 2025 yılı faaliyet raporunda ‘Korunan alanlar üzerindeki madencilik, enerji ve ulaşım baskısı artıyor’ diyerek bunu bir tehlike olarak tanımlıyor. Ulusal Su Yönetimi Özel İhtisas Raporu da ‘Maden ruhsatları verilirken yeraltı sularına vereceği zarar dikkate alınmalı’ uyarısında bulunuyor. Kurumlar endişeli, raporlar uyarıyor. 2012–2024 arasında 121 bin 331 hektar orman alanı madenciliğe tahsis edilmiş. Bu Yalova’dan büyük, Kilis’e yakın büyüklükte bir orman alanı demek. Çok büyük bir alan adım adım, parça parça elden çıkarılıyor. Peki iktidar ne yapıyor? Bu uyarıları, bu rakamları, bu raporları dikkate mi alıyor? Hayır. Maden ruhsat dağıtımını artırıyor. Her geçen gün daha da hızlandırıyor.”

“Çevre Sürgünü” İddiası ve Toplumsal Etkileri

Rızvanoğlu, maden sahası olarak ilan edilen bölgelerde sadece doğal kaynakların değil, aynı zamanda tarım, emek ve yerel ekonominin de ciddi tehdit altında olduğunu vurguladı. Bu durumun doğrudan insan hayatına ve sosyal yaşama etkilerini eleştirdi.

Tarım Alanları ve Yerel Halk Üzerindeki Baskı

Maden sahalarının çoğu zaman verimli tarım arazileri, ormanlık alanlar ve su havzaları üzerinde yer aldığını belirten Rızvanoğlu, bu durumun yerel halk için bir “çevre sürgünü” anlamına geldiğini ifade etti. “Bunun adı açıkça çevre sürgünüdür. Vatandaşa doğduğu, büyüdüğü, kök saldığı toprakları terk etmesi dayatılıyor. İktidarın söylediği aslında şu: ‘Ben burada kazanç sağlayacağım, sen kendi başının çaresine bak.’ Bu, 21. yüzyılda uygulanan bir sömürge modelidir. 19. yüzyılda Batı, Afrika’ya ‘Buradan ne alırım, nasıl sömürürüm?’ diye nasıl yaklaştıysa, bugün bu iktidar da bu ülkeye aynı gözle bakıyor.” Bu ifadeler, madencilik politikalarının ulusal egemenlik ve vatandaş hakları açısından taşıdığı risklere işaret etti.

Vatandaşa Yönelik Baskı ve Cezalandırmalar: Toprağını Koruyanların Akıbeti

Rızvanoğlu, toprağını ve doğasını korumaya çalışan vatandaşların karşılaştığı zorlukları ve cezalandırılmaları da gündeme getirdi. Artvin’de Reşit Kibar’ın ağacına sahip çıktığı için silahla öldürülmesi, İstanbul’da Hakan Tosun’un doğayı anlattığı için dövülerek öldürülmesi ve Akbelen direnişinden tanıdığımız Esra Işık’ın toprağını savunduğu için tutuklanması gibi örnekleri hatırlatarak, “Bir insan ağacını koruyorsa, suyuna sahip çıkıyorsa suç mu işliyor? Bu insanlara yapılanlar reva mı? Bu ülke artık ırmağının akışına öldüğünüz ülke değil mi?” diye sordu.
Rızvanoğlu, AKP iktidarına çağrıda bulunarak, anayasal hakkını kullanan vatandaşı cezalandırmaktan, toprağına sahip çıkan insanı karşısına almaktan ve vatandaşı çevre sürgününe zorlamaktan vazgeçmesi gerektiğini belirtti.

Kamu Yararı ve Bilim Odaklı Yaklaşım Çağrısı

CHP Genel Başkan Yardımcısı, ülkenin yer altı zenginliklerinin elbette değerlendirilmesi gerektiğini ancak bunun belirli ilke ve kurallar çerçevesinde yapılması gerektiğini vurguladı.
“Bu toprakların altındaki zenginlikler elbette değerlendirilebilir. Ama nasıl? Kamu yararını gözeterek, bilimle, planlamayla, doğayı koruyarak, insanı merkeze alarak. Siz ne yapıyorsunuz? Ne denge gözetiyorsunuz, ne doğayı koruyorsunuz, ne insanı dikkate alıyorsunuz. Tek bir şey var, o da bu iktidarın bitmek bilmeyen para hırsı.” Bu sözler, madencilik faaliyetlerinde şeffaflık, sürdürülebilirlik ve kamu yararının önceliklendirilmesi gerektiği mesajını taşıdı.

Sonuç: Doğanın ve İnsanının Geleceği Tehdit Altında mı?

CHP’li Evrim Rızvanoğlu’nun maden ihalelerine ilişkin açıklamaları, Türkiye’nin doğal kaynak yönetimi, çevre politikaları ve vatandaş hakları konularında derin endişeleri dile getirdi. Bir haftada Yalova’nın iki katından fazla bir alanın maden şirketlerine devredilmesi, resmi kurumlardan gelen uyarıların göz ardı edilmesi ve toprağını savunan vatandaşlara yönelik baskılar, ülkenin çevresel geleceği ve toplumsal adalet açısından önemli soruları beraberinde getiriyor. Rızvanoğlu, bu durumu “çevre sürgünü” ve “sömürge modeli” olarak tanımlayarak, acil olarak bilimsel, planlı ve kamu yararı odaklı bir madencilik anlayışına geçilmesi gerektiğini savundu. İktidarın “bitmek bilmeyen para hırsı”nı eleştiren CHP, bu sürecin doğayı ve insanı merkeze alan bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiği çağrısını yineledi. Türkiye’nin doğal zenginliklerinin sürdürülebilir bir biçimde, gelecek nesillerin de hakları gözetilerek değerlendirilmesi gerektiği vurgusu, bu tartışmaların ana eksenini oluşturmaya devam ediyor.

Sıkça Sorulan Sorular


Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından 7 Şubat’ta başlatılan 317 numaralı ihale süreci, 67 ilde toplam 485 ruhsat sahası ve 548 bin 696 hektarlık bir alanı kapsamaktadır. Bu alanın satışları 25 Mart’ta başlamıştır.

Rızvanoğlu’nun açıklamaları, maden ihaleleri kapsamında sadece ilk yedi günde 34 ilde, 162 bin hektardan fazla alanın şirketlere devredilmesi gerçeğine odaklanmıştır. Bu alanın Yalova’nın iki katından fazla olduğunu belirtmiş, iktidarın bu yaklaşımını “çevre sürgünü” olarak nitelendirmiştir.

Rızvanoğlu, maden tahsislerinin tarım, emek ve yerel ekonomiyi tehdit ettiğini, vatandaşların doğduğu topraklardan koparılmaya zorlandığını ve bunun bir “çevre sürgünü” olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, 2012-2024 yılları arasında 121 bin 331 hektar orman alanının madenciliğe tahsis edildiğine dikkat çekmiştir.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün 2025 yılı faaliyet raporu ve Ulusal Su Yönetimi Özel İhtisas Raporu, madenciliğin korunan alanlar üzerindeki baskısının arttığını ve yeraltı sularına vereceği zararların dikkate alınması gerektiğini belirterek uyarıda bulunmaktadır.

“Çevre sürgünü” kavramı, madencilik gibi büyük ölçekli projeler nedeniyle yerel halkın, yaşadığı, tarım yaptığı veya geçimini sağladığı topraklardan zorla göç ettirilmesi veya yaşam alanlarının tahrip edilmesi durumunu ifade eder. Rızvanoğlu, bu durumu 21. yüzyılın bir sömürge modeli olarak tanımlamıştır.

CHP, yer altı zenginliklerinin değerlendirilmesinin kamu yararını gözeterek, bilimle, planlamayla, doğayı koruyarak ve insanı merkeze alarak yapılması gerektiğini savunmaktadır. İktidarın “bitmek bilmeyen para hırsı” yerine dengeli, sürdürülebilir ve etik bir madencilik anlayışını benimsemesi çağrısında bulunmaktadır.

CHP’den Maden İhalelerine Sert Eleştiri: Bir Haftada Yalova’nın İki Katından Fazla Toprak Şirketlere devredildi…
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KAI ile Haber Hakkında Sohbet