Dünyanın fındık başkenti Giresun, tarihinin en büyük varoluşsal kriziyle karşı karşıya. Kent topraklarının %85’inin maden sahası ilan edilmesi “vahşi madencilik” tartışmalarını alevlendirirken, iktidara yakın isimlerin yurt dışındaki fındık yatırımları “bu neyin tercihi?” sorusunu gündeme taşıdı.
Toprakların %85’i Kuşatma Altında
Hazırlanan raporlara göre Giresun yüzölçümünün %85 gibi sarsıcı bir oranı maden ruhsatlarıyla parsellenmiş durumda. Bu tablo, sadece doğanın tahribatı değil, geçimini fındıktan sağlayan 100 bin üreticinin tasfiyesi ve su havzalarının zehirlenme riskiyle karşı karşıya kalması anlamına geliyor. Yıllık ortalama 1 milyar dolarlık ihracat potansiyeli bulunan Giresun fındığı, maden şirketlerinin kâr hırsına kurban edilme tehlikesi yaşıyor.
Şili’de Bahçe, Giresun’da Maden
Kamuoyunda yükselen en sert eleştiri ise sermaye gruplarının sergilediği çifte standart üzerine. AKP’ye yakınlığıyla bilinen Cüneyd Zapsu gibi isimlerin Şili’de 70 bin ağaçlık devasa fındık bahçeleri kurup üretim tesisleri açması, fındığın stratejik önemini kanıtlarken; aynı çevrelerin Giresun’da tarım alanlarını madenciliğe açan politikalara sessiz kalması tepki topluyor.
“Kendi yandaşlarınız için yurt dışında üretim üsleri kurarken, Anadolu’nun en verimli topraklarını birkaç şirketin çıkarına feda etmek hangi vicdana sığar?”
100 Bin Çiftçinin Geleceği Tehlikede
Uzmanlar, fındığın kalbinin sökülmek istendiği uyarısında bulunuyor. Vahşi madencilik projeleriyle ekosistemin çökmesi durumunda, dünyanın en kaliteli fındığının yetiştiği bu coğrafyada tarımın geri dönülemez bir yara alacağı belirtiliyor. Üreticiler ve yerel halk, fındık bahçelerinin “rant sahası” değil, milli bir servet olarak korunmasını talep ediyor.
Sonuç olarak; Giresun halkı ve çevreciler soruyor: Şili’nin fındığı ve toprağı kıymetli de, fındığın anavatanı Giresun’un toprağı gözden çıkarılabilir mi?
